4 Ağustos 2010 Çarşamba

ÖYLE İŞTE...


Öyle bir gitmeliyim ki tüm gidişlerinin tadını tek seferde duyabilesin. Boyun eğer gibi değil sen gibi, aslında tüm istediğin kalmakmış da gitmeye mecburmuşsun gibi değil, kararlı, kesin, bilerek ve isteyerek gitmeliyim.Arkama bakmadan. Dönmeye niyetim olmadan. Vazgeçmeden, ikna edilemeden. “Hoşçakal” demeden...-Hiç sevmem o sözü bilirsin, dönüşsüzlüğü çağrıştırdığı için. “Görüşürüz” demeyi yeğ tutarım her zaman.-

Öyle gitmeliyim ki, “hoşçakal” bile yeterli olmasın.

Öyle bir vazgeçmeliyim ki kalbimden, elinde kalan kırıkları bir araya getiremeyesin. Yıkmadığın duvarlara çarparak değil sen gibi, aslında tüm dileğin özgür kalmakmış da dört yanındaki surlara çarpıp kırılmışsın gibi değil, alıp elime çekici, ruhumu darma duman etmeliyim. Birleşebilir parça bırakmadan. Acıma teslim olmadan. Gözyaşlarımı silmeden, sildirmeden.

Öyle kanamalıyım ki hiç kabuk bağlamasın.

Öyle sevememeliyim ki bir daha yüreğimin yerinde taş var sanılsın. Kalkanlar arkasında durur gibi değil sen gibi, aslında aşktan taşıyormuşsun da yaralıymışsın gibi değil, buz gibi, kaskatı kesilebilmeliyim. Acımadan, en ufak istek duymadan. Yumuşatılamadan...

Öyle çöl çorak olmalıyım ki yüzyıllarca yağmurun esamesi olmasın.

Öyle bir ölmeliyim ki arkamda kalanlar şaşkınlıktan ağlayamasın. Kahrederek, kendini tüketerek değil, bir anda, anlamsızca nefesime veda etmeliyim. Kendimden başkasını düşünmeden, bıraktıklarıma kaygılanmadan gideceğim yeri planlamadan. Geri döndürülemeden.

Öyle yok olmalıyım ki ömrümce attığım hiçbir adımdan eser kalmasın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder