
En sinir olduğun şeydi değil mi sen gerginken, o anda uğraştığın problemin dünyanın en mühim meselesi olduğuna kanaat getirmiş ve çözümsüz olduğuna kendini inandırmışken gülümseyerek seni dinlemem, sonra birden bir filmden, bir şarkıdan veya saçma sapan gereksiz bir anekdottan bahsetmem. Kaç kere dedin “şu yüzündeki salak gülümseme ve rahatlığın beni çıldırtıyor” diye. Sen söylendikçe ben gülümsedim, öfken katlandı.
Sorunlar gözlerinde yağmurlara dönüştü hep, ben o yağmurlarda ıslanmanı istemiyordum. Gerginliğini, çözümsüzlüğünü öfkeye çevirip bana yönlendirdiğimde göz pınarlarındaki basıncı bertaraf ediyorduk ve her şekilde, eninde sonunda seni gülümsetmeyi başarıyordum. O gülücük eşliğinde ağzından çıkan “salak şey!” lafı madalya gibiydi benim için. Öyle kalacak hep.
“Her şeyi ben mi düşüneceğim senin için ya!” isyanın vardı hani, karmaşık işlerde çelik keskinliğindeki zekan, pratikliğin ışıldardı, hayran kalırdım, esprileri o müthiş algıyla paylaşmanın zevkini anlatamam sana. O yüzden bayılıyordum alık ayağına yatmaya, “sen olmasan ne halt edeceğimi bilmiyorum” demelerim laf olsun diye değildi. Beynindeki pırıltılar şimşek gibi gözünü alırdı insanın.
Duvarların vardı. Kırılmaktan korktuğun için kimseyi içine almamaya çalıştığın duvarların. Seni soğuk ve ters bulanlar olmuştur belki, sakınmadığın sözlerinin keskinliğinden ürkenler, içini göremeyenlerdi onlar. “Aman ha öyle ani ısırır ki ne olduğunu bilemezsin” diye dalga geçen arkadaşlarımız oldu. Doğruluk payı vardı aslında, kızdığında telefondan bile keserdi dilin, ses tonun. Ben yine de gülerdim daha çok kızdırma pahasına da olsa.. Camdandı kalbin, dıştaki tüm kabuk onu korumak içindi.
Sana , yaralanmaktan korkup da hiç iz taşımamanın da acı bir şey olduğunu anlatmaya çalıştım hep. Çünkü ben tüm yara izlerimi seviyordum, kendimi bu yüzden sakınmasız atıyordum hayatın içine. Paylaşabilmenin hazzının, kabuğundaki yalnızlığın sıkıntısına yeğ olduğunu gördün sen de zaman içinde. Kahkahaları, acıları, sırları, öfkeleri paylaştık. Sıkıntıyı, zorluğu, neşeyi. Sevgiyi.
Ben gidecektim, öyleydi planımız. Hep bunun üzerineydi konuşmalarımız. İlla ki ayrıydı yollarımız, belki sen de kalmayacaktın benden sonra. İnsanlar aşağıda plan yaparken kıs kıs gülen Tanrı , yaptı gene yapacağını. Giden sen oldun. Ben, her zamanki gibi kalan…
Zaten gidecektik ayrı yönlere demek ilaç olmuyor. İçinde bir yer hep, biraz daha zaman diliyor.
Hoş, önce veya sonra yok, gitmeler de kalmalar da bitmiyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder