24 Haziran 2010 Perşembe

ALIŞMAK...



En başından beri her saniyesini seninle meşgul edecek bir düzenek kurmuştu zihnim, mühendislik harikası bir şeydi doğrusu, hayat, konular, sohbetler akıp giderken arka planda tıkır tıkır çalışan bir saat gibi sesin, yüzün, özlemin, kokun, ellerin…


Her gidişin azaptı o yüzden, şairin dediği gibi
“o şimdi ne yapıyor
Şu anda
Şimdi ..şimdi…” nakaratıydı ömrüm. Hiç azalmadı gidişlerin. Her dönüşünde “yapma” dedim, “bir daha gitme” Hep gittin.


Narin bileklerinde benim zincirlerimden yoktu, hoş, kuş kanadından bilezik olsa sıkardı seni.


Aklımı fikrimi çaldığından sürekli, aramaların azalsa söylenmelerim artardı, sinirlenirdin. Anlatmaya çalıştım sana, söylenmediğim zamanlara ulaşmaktan ürküyordum çünkü değişmiş olacaktım. Kızdın, yanlış anladın, meramımı bir türlü anlatamadım.


Yıllardır hiçbir şey değişmedi. Sen gittin, ben özlemim ve senle kaplı zihnimle bekledim dönüşünü. Hep söylendim sesini duyurma araların açıldığında, sen ise ısrarla değişmedin.

Evine döndün her gidişinde, en azından. Sonra… Evini de götürdün, özgürlüğe uçuyorum diye. Oysa seni tutsak eden ben değildim. Dört yanını surlarla çevirmeye çalışanlara inat kanat açtığını söyledin, hür gökyüzünün tadını çıkardın. Ben yine arkada, zincirimle bakakaldım.


Bir sabah uyandım, yatakta oturdum bir süre, garip bir şey vardı çözemediğim. Kalktım, yüzümü yıkadım, gözüm saate takıldı. Beynimdeki muhteşem mekanizmanın, yıllardır uyandığım saniyede sesini duyduğum tıkırtısının duyulmadığını fark ettim ürpertiyle. Çalışmaya başladı sonra, rahatladım. Tutukluk mu yapmıştı? Kötü hisleri kovdum kafamdan.


İşime geldim. Gün ortasında yine huzursuzluk kapladı içimi, elinde bir şey varmış da nereye koyduğunu bilemiyormuşsun, hatta ne olduğunu hatırlamıyormuşsun gibi. Yapman gereken bir şeyleri unutmuşsun gibi. Saate ilişti gözüm yine, telaşla düğümlendi boğazım, eksik olan zihnimin tıkırdamasıydı, durmuştu gene ve ancak farkediyordum.Farketmemle çalışmaya başladı, yüreğimin çalkantısı duruldu biraz.


Sevginin olgunlaşması, sakinleşip oturması buydu belki.”Normal” olan buydu. Ama söylesene ben ne zaman “normal” oldum ki. İşte bu yüzden kara kara düşüncelerim, değişmeyi hiç istemedim, içimdeki delişmen çocuktu aslında senin sevdiğin.


O çocuk olgunlukla değil yorgunlukla büyüyecekse, istemiyorum.


“Söylenmediğim zamanlara ulaşmak”tan bahsediyorum.


Gel ve gitme artık.


Sensizliğe alışmaktan korkuyorum.

4 yorum: