10 Haziran 2010 Perşembe

"bugünlerde herkes gitmek istiyor..." CY


Can Baba,
Bu satırları yazdığın günden beri çok da bir şey değişmedi. Hala herkes gitmek istiyor. Başta ben... Her şeyi, herkesi bırakıp gitmek...Yoo, herkesi değil. yanıma almak istediğim bir kişi var; sevdiğim...Yanımda götürsem ne kadar benle kalacağını bilemesem de... Aslında en güzeli, diyorsun ya sen de, kendini bırakıp gitmek. Olmuyor...Argo tabirle; yemiyor... Bahane çok işte, hani iş, güç, sorumluluk, aile..Oysa güvende olmak duygusunun ne kadar uzağındayım bir bilsen. Monotonluğun boğucu pençeleri boynumda ama gidemiyorum işte. Sıkıştım kaldım. Borcu,harcı bilmemnesi...Sırtımda bir sürü yumurta küfesi.
Kaymak tabakası olmak da yetmiyor be Can Baba, biz dibindeyiz tencerenin, tamam, ama kaymağın hallerini de görüyoruz. Bütçe var, zaman var, keyif yok. (Küfrettiğini duyar gibiyim, haklısın, hakettim, bizde bunların hiç biri yok, ne bok yemeye ahkam kesiyorsak?)
Diyorsun ki; "sırf yeme,içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı". Yoldan çıkarıyorsun beni. Çünkü kemiklerime dayandı prangalarım, bileklerim parçalandı, elde avuçta tuz ve terden başka hiç bir şey yok.
Ne düşünüyorum bir süredir, duymak ister misin? Kaloriferli apartman dairemde, ödediğim kiranın ne için olduğunu...Sabah 7 de çıkıp akşam 8 de dönüyorsun, en geç 10 da sızıyorsun zaten koltuğun üzerinde, maaşından koca bir bloğu yatırıyorsun kirasına, aidatına, kalorifer yakıtına..Ne için biliyor musun? Gece uykunda çişin gelip tuvalete gidersen kıçın donmasın diye...O kadar... Ne kıymetli kıçımız varmış değil mi Baba?
Geçen yaz senin evin bahçesinde gözlerimi kapattım,öylece durdum. İki üç parça kıyafetim olsa, bir kaç parça kırık dökük mutfak eşyam. Elektrik su olacak, tamam, rakıyı nasıl içeceğiz yoksa? Tahta parçalarından yaptığım bir masa, bir sedir, hani şu sıralarda çok pahalı mağazalarda "konsept" diye satılanlardan -garip değil mi köy konseptindeki masayı almak için binlerce lira döken "kaymak tabakasını" köydeki gerçek masada oturtamazsın muhtemelen-. Kışın sarhoş sızıp donmamak için soba,kuzinelisinden. Kavunumu, peynirimi saklayacağım, balığımı koyacağım buzdolabım, derin dondurucu bilmemneli olmasın varsın. Gıcırdayan bir yatağım olsun sevdiğimle ısınacağımız, eski çerçevelerden sızan rüzgara inat gece boyu gıcırdatacağımız. Denizim olsun ama illa ki görebileceğim bir mesafede. Ağacım olsun gölgesinde demleneceğim. Domatesim, biberim, taze soğanım, börülcem olsun bahçemde. Dibi kararmış çaydanlığım kaynarken yarime tazecik nane, fesleğen dereyim kahvaltısı için..Kahvemizi içtikten sonra püfür püfür yazayım çizeyim, kitabımı okuyup miskinleşeyim. Ölesi gelmez be insanın.. Ölse de gam yemez...
Of ki off Can Baba...
Gittiğim olmadıydı hiç benim de.. Gitmeye bu kadar da yaklaşmamıştım hani. Bahardan filan değil, gönlüm ayaz kışta, ayağım yokuşta.
Gelir mi ki sevdiğim? Gelirse kalır mı yanımda?
Yüreği ağzında bir nokta durduğum yer, kaygı verici dilimdeki cümleler:
Gözünü karartıp gitmek gerek.
"Kalmazsa da kendi bilir" diyerek...

2 yorum: