21 Haziran 2010 Pazartesi

AFFETMEK ÜZERİNE..


Kişisel gelişim yazılarından birinde çarpıcı bir cümle okudum: “Affetmek, bizi kıran kişiye ne ceza verirsek verelim bunun bize yetmeyeceğinin farkındalığıdır.”

“Af” kelimesi, aslında hoş tınılar yaratmıyor kulağımda, kişiye atfedilen bir büyüklük, yücelik hali gibi. İsa'nın “ilk taşı günahı olmayan atsın” cümlesi nasıl durdurduysa Mecdelli Meryem'e kalkan elleri, ben de öyle kalakalıyorum “bağışlama” konumuna sokulunca. “Bağışlanma” durumunda kalınca da tepki duyuyorum bu yüzden. “Ben kimim ki?” den “Sen kim oluyorsun?” a dek uzanan bir sürü soru...

Ama yaşamda kırgınlıklar var, küçük tırmıklardan derin pençe izlerine. Üstelik, pençe kedi veya aslan pençesi olsun, ne kadar yakınsa yüreğine o kadar kanıyorsun. Merkezi sen olan eşmerkezli daireler çevrendekiler. En yakınındaki daireden gelecek her darbe en şiddetli ve öldürücü olan çünkü kalkanın yok o noktada, orası savunma duvarlarının ardındaki yer, kalenin içi.Surlardaki nöbetçiler dışarıyla meşgul o yüzden o bölgede savunacak kimsen yok seni.

Darbeyi aldığında önce şaşkınlıkla büyüyor gözlerin, karşındakinin gözlerinden kendi bedenine dönüyorsun sonra...Oluk oluk kan akıyor gövdenden, kalbin, ciğerlerin, bağısakların acımasız bir kılıçla deşilmişçesine ellerine dökülür gibi oluyor. Acıdan çok şaşkınlıkla izliyorsun bir süre, gördüğün korkunç manzaradan için burkuluyor, dizlerinde derman kesiliyor.

“Asla affetmem”ciler orada, öylece ellerine bakarak koyveriyorlar kendilerini işte, bükülen dizlerinin üzerine çöküyorlar, sonra yığılıp kalıyorlar. Bitiyor.

Cesur olanlar içinse cephe kuralı işliyor hemen, “ne olup bittiğini sorgulamayı kes, kanamayı durdur...Kanamayı hemen durdur...” Büyük acıyla da olsa herşeyi yerli yerine koymayı ve yaraya kompres yapmayı başarıyorlar. Hayatta kalınıp kalınmayacağı bile sonraki mevzu, o anda aslolan sadece bu:”kanamayı durdur.”

Aşk bu yüzden mayınlarla dolu bir cephe aslında. En iç daireyi bile geçip seninle “bir” olandan gelecek fiskeler bile tırnak izleri içinde bırakıyor ruhunu. Sürekli bir sağaltma halinde bulabiliyorsun kendini. Kabuklarla,izlerle donanıyorsun. Yara enfeksiyon kapmadığı sürece sorun yok, izler yaşanmışlıkların anıları olarak kalıyor, tüm derslerin özet notları. Arada bakıp cevapları hatırlayacağın sınav kılavuzları.

Bu sağaltım süreci “affetmek” mi peki? Yine o küstah sözcük.

Ekşi Sözlük'te denmiş ki; “affetmek; olup biteni olduğu gibi bırakmak, olacağı beklemek ve şu anı yaşamaktır.” “artık acıyı hissetmeme, duygusal unutma. Kızgınlığın, kırgınlığın ve nefretin hapishanesinden çıkartılmak” diye de bir tanım girilmiş. Tam anlatmaya çalıştığım şey: Dizlerinin bükülmesine izin verme, yaranı toparla çığlık çığlığa da olsa, dik, kapat ve bekle, iyileşebilir, iltihaplanabilir, yeniden kanayabilir ama elinden geleni yapmışsındır, durup bekleyip olacakları göreceksin, şimdilik yaşıyorsun. Bütün bunlarla uğraşırken durumu sorgulamak manasız geliyor insana.. “Nasıl?” kadar “neden?” diye sormak da saçma. Herkesin her duruma uyan bir açıklaması mevcuttur zira.

Yara izlerini sevebilir insan. Her biri başka bir şükür öğesi olabilir çünkü. Kabuklanıp kurumasına izin vermeli o yüzden. Deşmeden... Mikrop kaptırmadan...

2 yorum:

  1. Başka yerde şöyle okumuştum ve doğru gibi gelmişti;
    Affeden insan aslında kendine büyük iyilik yapar.
    Af etmediği sürece kendisine yapılan haksızlık/ kötü davranış her neyse onun yükü altında ezilir ve mutsu olur.Afettiği zaman yükü hafifler ruhu huzura kavuşur denmişti.İnsan ilk önce kendisi için affetmeli deniyordu.Bana çok doğru geldi.
    Bu önemli konuda bizi düşündürdün katlılarda bulundum canımcım saol

    YanıtlaSil
  2. affetmek yaşamaya devam etmektir vardı bir de. bu gerçekten dogruydu. çünkü insan kendini iyileştirmeyi göze almalıydı. unutmamak ama affetmek.

    YanıtlaSil