Erdim ben…Yok yok, metafizik güçlere ulaşmayı, fenafillaha kavuşmayı kastetmiyorum, daha çok meyvenin olgunlaşması gibi bir durum, hatta olgunlaşmayı şöyle bir kenara atalım, dalında rengi dönmüş, yumuşamış, hırsız kargaların bile dönüp bakmayacağı, pörtlemiş kabuğundan cıvıklaşmış içi dalına sızmış, karıncalara güzergah olmuş, çekirdeği kurtlanmış meyveler gibiyim. Koptum kopacağım kurumaya durmuş dalımdan , gözüm hasretle toprağa dikili, yere düştüğüm anda zaten yarılıp saçılacağım, acırsa bir o zaman acır canım sonra huzur...Varsın acısın, bitsin diyorum, fakat kopmuyor bir türlü şu zavallı, kurumuş sapım, bırakmıyor…Komposto veya reçeli bırak marmelat bile olamam ki. Yere düşüp saçıldığımda kalan kısmımı beğenip yiyen bir inek bulunur belki.
Öldüm ben…Öyle dualar, tespihler eşliğinde, tertemiz kefen içinde, yerin yarım metre altındaki huzurlu mekanda börtü böceklerle sarmaş dolaş değil, daha çok ruhun bedenden kopup gitmesi, büyük bir boşlukta öylece asılıp kalmak gibi… Azrail’in bile dikkatini çekmeyecek, çekse de omuz silkip geçeceği manasız bir organizma. Yarım yaşanmışlıkların, yaşanamamışlıkların donattığı kömür karası bulut çevremdeki, şimşekler yırtsa da gecemi aydınlatamıyor, o meşhur beyaz ışığı nasıl göreceksin de ona doğru yürüyeceksin? Bu kadar “hiç” olunca hayalet bile olamam ki. Öylece salınır dururken görüp de halime acıyıp menzilime ulaştıran bir melek bulunur belki.
Bildim ben… Yok, okumayla, gezmeyle, öğrenmeyle değil, gözünün önünde duran şeyi birdenbire idrak etmek gibi. Aylak aylak, ağzın ayrık gezerken kafanı duvara gömmek sanki. İşgal ettiğimiz noktacığı bu kadar önemsemenin gülünçlüğünü, geçmişin manasız, geleceğin tanımsız, şimdinin ise değersiz olduğunu anladım. Ayak bağlarımı kendim düğümlemişim, her adımımda şapşalca sendelemişim. Allah aşkına, neyi tam becermişim? Şimdi , baştan ayağa hataya kesmiş varlığımı gömecek bir kürek bulunur belki…
Bir narin umut kırıntısı yine de…
Çekirdeğin kurtlanmayan yarısından filiz verecek…. Bir şimşek çakımındaki aralıktan ışığı görecek…Üstünü başını silkeleyip, kalkıp yürüyecek…
Ermişliği, ölmüşlüğü ve bilmişliğine inat, içimde heyecanla atabilecek bir yürek bulunur belki…

